Böylece, bunu sağlamak için, “Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır.
Türk insanı zeytinyağından soğutularak mısırözü yağına ve margarine alıştırılır. Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz. Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir.” (mailce.com)
Demek türkü 1954 yılında derlenmiş ve sonraki yıllarda meşhur olmuş, yayılmış!
1958 doğumlu bir Egeli, Sandıklılı olarak, hadiseyi en iyi değerlendirebileceklerden biriyim.
Doğru, çocukluk yıllarımızda bu türkü çok yaygın söylenirdi. Fakat söylenir geçerdi. Bunun yemek alışkanlığı ve kültürüne ne etkisi olabilir? Acaba, bilinçaltına mı hitap ediyordu?
Çocukluk yıllarımızda margarinin de yaygın olduğu, evlerde olmazsa olmaz bir “gıda maddesi” şeklinde düşünüldüğü de doğru… Fakat evlerimizde olmazsa olmaz bir gıda maddesi de hiç kuşkusuz zeytinyağıydı.
Mısırözü yağı ise evimize hiç girmezdi.
Zeytin, ne mübarek bir ağaç, ne mübarek bir meyve!