Belgrad’da, şehrin ana çarşısıyla komşu olan Kale Meydanı, İstanbul Kapısı ve Askerî Müze’yi geziyorsunuz. Meydanın sonunda büyüleyici bir manzara sizi karşılıyor: Tuna’yla Sava’nın birleştiği, daha doğrusu, Sava’nın Tuna nehrine karıştığı yer. Bu manzara gerçekten unutulmaz bir hatıra olarak hafızanıza kazınıyor. Bakmaya, seyretmeye doyamıyorsunuz.
Diğer ülkelerde olduğu gibi, Sırbistan’da da Türkiye’den gidip, orada işyeri açan Türklere rastladık. Türk eserleri, Türk isimleri zaten her adımda karşınıza çıkıyor. Bütün balkanlarda Türkler için büyük fırsatlar olduğu çok açık.
BULGARİSTAN-SOFYA
Geceyi Belgrad’da geçirdikten sonra, sabah erken saatte Bulgaristan’a doğru yola çıkıyoruz. Erkenden çıkıyoruz, çünkü her iki ülkenin sınırında da çok bekletilme ihtimalimiz var. Nitekim sınırlarda hem yoğunluktan hem de Sırp ve Bulgar polisinin sıkı kontrolünden dolayı çok zaman kaybediyoruz. Ancak ikindi saatlerinde Sofya’ya varabiliyoruz.
Bir buçuk milyon nüfuslu Sofya’da en çok dikkatimi çeken şey, hiç trafik tıkanıklığının olmaması. Sofya’da, herhangi küçük bir kasabadaki kadar trafik sıkıntısı yok.