Kafamın içinde Türklük ülküsü,
Ruhumu kavuran özyurt hasreti,
Böyle göçeceğim ebediyete.
Donmuş cesedimi bulup çöpçüler
Defnetmek üzere götürecekler…
Kimim ben ve neyim, ne bilecekler.
Buğra ALPGİRAY” (Türk Edebiyatı Dergisi, Ağustos 1995)
Bu mısralarda ruh ve his tellerime en çok dokunan; Türkiye dışından bir Kırım Türk’ünün, anayurdundan binlerce kilometre ve yıllarca uzakta, fakr-u zaruret ve sefalet içindeyken BOZKURT’u, TURAN’ı düşünmesi, “Türklük ülküsü”nden söz etmesi oldu.
Gelin de hüzünlenmeyin, gelin de içlenmeyin,
Gelin de coşmayın, coşkunuz gözlerinizden taşmasın!
Gelin de Türklüğün asaletine, büyüklüğüne, sonsuzluğuna inanmayın!
10 Şubat 2019
TÜRKMENLER İÇİN NE YAPABİLİRİZ?
Hayattaki en büyük hüzün, kendini öksüz-yetim ve hele sahipsiz hissetmektir.
Bu tek kişi için de bir topluluk için de öyledir…
İşte, böyle bir topluluk hemen yanı başımızda duruyor…
Neredeyse, yüz yıldır sahipsiz, kimsesiz hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar…
Irak ve Suriye’deki Türkmenlerden söz ediyorum!
Kerkük-Musul Misak-ı Millî sınırları içindeydi… Niçin?
Çünkü Misak-ı Millî sınırları, nüfusunun çoğunluğu Türk olan bölgeler Türkiye’nin içinde kalacak şekilde çizilmişti.
Bir asır evvel oralarda Türk nüfus ekseriyeti oluşturuyordu.
Fakat ne yazık ki o günün şartlarında Kerkük-Musul ve Suriye’nin Türklerce yoğun olan bölgelerini Türkiye’ye katmak mümkün olamamıştı…
Aradan bir asır kadar zaman geçince ne oldu?
Son yapılan Irak seçimlerinde; Kerkük’ten seçilen 13 milletvekilinden sadece 2’si Türkmen’di.