Bildiğimiz, doğanın, çevrenin süratle öldüğü, öldürüldüğüdür.
“Yemen’deki açlık” konusuna dikkat çektiğimiz yazıya, Mustafa Atilla’dan şöyle bir yorum gelmişti: “Evet, bir şey yapmalı ama yapılacak o kadar çok şey var ki hangisinden başlamalı, bilmiyorum. Her yerde haksızlık, hukuksuzluk, ahlâksızlık, sansürcülük, sömürü ve istismar var. Dünya bir kıyamete doğru sürükleniyor ama insanlar farkında değil.”
Evet, dostlar, dünya intihar ediyor!
Yavaş yavaş!
Belki de son sürat!
Hepimizi sürükleyerek!
x x x
Günün çizgisi, emaze.com’dan…
17 Temmuz 2017
DÜNYA MI İNSANA AİT, İNSAN MI DÜNYAYA?
Ne fark eder ne fark var?
Çok önemli bir fark var…
Eğer, insan kendisini dünyaya ait görürse, dünyaya hâkim olmaya çalışmıyor… Tabiatla savaşmıyor, dünyayı tabii halinde bırakıyor. Tabiat kanunlarına, yerkürenin kurallarına uyuyor… Dünya ile uyum halinde yaşıyor.
Yok, dünyayı kendine ait görürse, o vakit, dünyaya hâkim olmaya çalışıyor. Tabiatı kendine uydurmaya çalışıyor. Yerkürenin engebeleri ve engelleriyle, yağmuruyla, soğuğuyla, sıcağıyla savaşıyor. Tabiatı, yenilmesi gereken bir düşman olarak görüyor. Tabiatı fethetmeye çalışan bir “fatih” rolüne soyunuyor.
“Dünya mı insana ait, insan mı dünyaya?” sorgulamasını, “İsmail” adlı eserinde, Amerikalı yazar Daniel Quinn yapıyor. (Maya Kitap, 2012)