Duyuyor musunuz?
Elmanın vitamin değeri yüzde bire düşmüş.
Haberin devamında “portakal”ın vitamin değerini de vermiş: “Eskinin 1 portakalı, bugünün 21 portakalına eşdeğer”.
Arkadaş, bu vaziyette, biz ne yiyoruz?
Posa!
x x x
SADECE POSA YEMEKLE KALSAK İYİYDİ!
Bu yediğimiz posa zararsız-zehirsiz olsaydı, ona razıydık…
Lâkin daha dün, Cumhuriyet’e atfen, t24’te yayımlanan bir haber, yediklerimizin bir de “zehirli” olduğunu bildiriyordu.
Haberin özeti şöyle: “Domates, yeşil biber, salatalık, patlıcan gibi sofralardaki temel ürünler zehir deposu. Ürünlerde limit değerlerin çok üzerinde pestisit tespit edildi.”
Felaketin büyüklüğünü görüyor musunuz?
Besin değeri, neredeyse sıfır olan posa, üstelik zehirli…
Ekmek-et-süt-yumurtada durum farklı mıdır? Farklı olması için bir sebep var mı?
Böyle, “posa”, hem de zehirli posa tüketip dururken sağlıklı bir vücuda sahip olmamıza imkân var mı?
Vücut sağlıklı olmayınca, o vücut üzerinde “sağlam kafa” bulunabilir mi?
Bulunamaz!
Ecnebiler, “insan ne yerse odur” derler…
Yediğimiz ortada… Ne olduğumuz ve ne olacağımız da belli değil mi?
Yediğimiz posa olursa, elbette zihinlerimiz de kaçınılmaz olarak “kaba” olacaktır.
Bunun böyle olduğu, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal hayatımızdaki hadise ve etkinliklerde kendini göstermiyor mu?