Nitekim yoktur! Çünkü eğer, açlıktan kitlesel ölümlerin haber değeri olsaydı; gazetelerin her sabah, “Dünyada dün 40 bin kişi açlıktan öldü” manşetiyle çıkması, televizyonların her saat başı haber bültenlerine, “Bugün yine açlıktan 40 bin kişi öldü” diye başlamaları lâzımdı…
Zaten açlıktan ölümlerin bir haber değeri olsaydı, bu kadar önemli bir haberi ve ayrıntılarını vermekten, diğer haberlere çok az bir yer kalırdı…
Haddizatında, açlıktan ölümler dünya kamuoyu için en önemli vaka olarak kabul edilseydi;
Savaşlar-iç savaşlar,
Silahlanma-terör,
Hatta boş siyasî çekişmeler şıp diye kesilir, her şeyden evvel ve en acil bir şekilde “açlığa çare” aranırdı!
Çare bulunur muydu?
Hiç şüphesiz!
Çünkü dünyada “toplam” olarak bir gıda sıkıntısı yok. Mesele; “herkese yetebilecek miktardan çok daha fazla yiyecek üretildiği” halde, nüfusun yarısının “doyacak” miktarda yiyeceğe ulaşamamasıdır.
Nüfusun diğer yarısı ise, “aşırı tüketerek” “obezite” belasıyla karşı karşıya, öte yandan, bundan daha vahimi, “aşırı israf”la kaynakları tüketmekte, ziyan etmektedir.