Romancı kimliğiyle tanıdığımız, aynı zamanda, bir stratejist olan Halide Edip’e kulak verelim: “Anadolu’da daha evvel kurulmuş olan Müslüman Türk Devleti’nin kısa sürmesi bazı sebeplere dayanıyordu ve bu sebepleri Osmanlı Türkleri idrak etmişlerdi. Anadolu’da herhangi bir devletin bekası, İstanbul ve Boğazlar hatta Balkanlarda hâkim bir durumda olmasına bağlı idi. Hatta İstanbul’a ve Balkanlar’a sahip bir devlet de Anadolu’ya dayanmak mecburiyetindeydi.” (Türkiye’de Şark-Garp ve Amerikan Tesirleri, S. 45)
Bugün hür ve bağımsız yaşadığımız Türkiye topraklarını, en başta, yüzyıllar önce Balkanlara yerleştirdiğimiz Türklere borçluyuz.
Tabii yüzyıllar boyunca Avrupa’da yaşamak demek, Avrupa kültürüyle temas etmek ve o kültürden etkilenmek demek!
Bir gerçek var: Batı daha aydınlık, Doğu daha karanlık! Aydınlıkta yaşamak, aydınlıkla yaşamak “aydınlanmak” demek!
Daha aydınlık coğrafya, tabiatıyla, daha fazla gelişmeye zemin hazırlıyor, daha yaygın ve nitelikli bir eğitim, buna bağlı olarak gittikçe yükselen bir sosyo-kültürel seviye ve ekonomik zenginliğe kapı açıyor.