İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, idam kararlarında neden geri adım atmıyor?

EURONEWS

İnsan hakları örgütlerine göre, İbrahim Reisi, genç bir savcı olarak İran'ın başkenti Tahran'da yüzlerce siyasi mahkumun infazını denetleyen bir "ölüm komitesinde" yer aldı. 

Aradan geçen otuz yılda cumhurbaşkanı olan ve Hamaney'den sonraki ülkenin potansiyel dini lideri olarak görülen Reisi, şimdilerde mahkemelerin onlarca ölüm cezası vermesiyle sonuçlanan yerel ve uluslararası sorunlara karşı tavizsiz bir şekilde başkanlık ediyor.

Eylül ayında 22 yaşındaki İranlı Kürt kadın Mahsa Amini'nin "ahlak polisi"nin gözaltısında ölümü üzerine patlak veren protestolarla ilgili suçlamalardan hüküm giyen dört kişi asılarak idam edildi. 

İran medyası, cumartesi günü eski Savunma Bakanı Yardımcısı Ali Rıza Ekberi'nin "casusluk" yaptığı gerekçesiyle idam edildiğini duyurdu.

İdamlar Avrupa ve ABD tarafından kınansa da Reisi, yetkili mercilerce şiddete karıştığına inanılan kişilerin "kimlik tespiti, yargılanması ve cezalandırılmasının" devam edeceğini belirtiyor.

"Korku cumhuriyeti yaratmayı amaçlıyor"

Uluslararası Kriz Grubu İran Direktörü Ali Vaez, "İdamlar, halkın protesto etmeye, bazı yetkililerin de taraf değiştirmeye cesaret edemediği bir korku cumhuriyeti yaratmayı amaçlıyor." diyor. 

İngiltere Dışişleri Bakanı Cleverly, İngiliz vatandaşlığına geçen Ekberi'nin yurt dışında yaşadığını ancak kurulan "tuzakla" İran'a geri çekildiğini ardından da tutuklandığını dile getirdi. 

Hak savunucularına göre Reisi, 500'den fazla protestocunun hayatını kaybettiği eylemlerde, tıpkı 1988'de siyasi mahkumların tasfiyesi sürecindeki rolü gibi yine sert bir baskı dönemini yönetiyor.

Keza Irak'la sekiz yıl boyunca devam eden savaşı sona erdiren 1988 "temmuz ateşkesi"ni takip eden birkaç hafta içinde İranlı yetkililer, hapislerdeki binlerce muhalif ve İslam Cumhuriyeti karşıtı kişilere yönelik gizlice toplu infazlar gerçekleştirmişti. 

Uluslararası Af Örgütü tarafından hazırlanan bir rapora göre, İran genelinde dini yargıçlar, savcılar ve istihbarat yetkililerinden oluşan "ölüm komiteleri" tarafından kurulan 'engizisyonlar', binlerce tutuklunun kaderini sadece birkaç dakika süren 'keyfi yargılamalar' neticesinde belirledi.

Ülke genelinde öldürülen insan sayısı net olarak teyit edilmemiş olsa da Af Örgütü, bu rakamın en az beş bin kişi olduğunun öngörüldüğünü kaydediyor. 

Af Örgütü'ne göre, o dönemde Tahran Başsavcı Yardımcısı olan Reisi, Tahran'ın "ölüm komitesinin" üyesiydi.

"Reisi, infazları denetliyor"

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), geçen yıl yayınladığı bir raporda, bir mahkumun Reisi'yi Tahran dışındaki bir cezaevinde gördüğünü ve Reisi'nin sürecin "doğru şekilde" yürütülmesini sağlamak için infaz alanına bizzat gittiğini söylediğini aktardı.

Reisi, 2021 yılında kendisine cinayetlere karıştığı iddiaları sorusuna "Eğer bir yargıç, bir savcı halkın güvenliğini savunmuşsa, övülmelidir... Bulunduğum her pozisyonda insan haklarını savunmuş olmaktan gurur duyuyorum." sözleriyle cevap vermişti. 

İranlı yetkililer idamları kabul etmekle birlikte rakamları düşük göstermeye çalıştı. Şubat 1989'da Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani "Binden az kişinin idam edildiğini" söylemişti.

Devlet medyasında yer alan bir habere göre, 2016 yılında yine Tahran "ölüm komitesi"nde görevli bir başka üye, "Allah'ın emrini yerine getirdiğimiz için gurur duyuyoruz." demişti. Şahıs, idamların "Allah'ın emrini yerine getirmek olduğunu" iddia etmişti. 

ABD'nin Chattanooga kenti merkezli Tennessee Üniversitesi'nden Said Golgar, "Reisi gaddarlığı, (rejime) sadakati ve vicdansızlığı gibi birkaç nedenden ötürü cumhurbaşkanlığına getirildi. Bu özellikleri 1988'de göstermişti."

ABD tarafından yaptırım uygulandı

Reisi, 1960 yılında İran'ın kuzeydoğusundaki muhafazakarlığıyla öne çıkan Meşhed kentinde dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasını beş yaşındayken kaybetti ama onun izinden giderek din adamı oldu.

Tahran yakınlarındaki 'kutsal' görülen Kum şehrinde dini bir merkezde genç bir öğrenciyken, 1979 devriminde Batı destekli Şah Rıza Pehlevi yönetimine karşı protestolara katıldı. Ardından Kum'daki dini liderlerle kurduğu ilişkiler kendisini yargıda güvenilir bir figür haline getirdi.

Reisi, 2014 yılında başsavcı olarak atandı ancak öncesinde 10 yıl boyunca yargı erki başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 

Beş yıl sonrasında ABD, 1980'lerdeki idamlar dahil çeşitli insan hakları ihlalleri nedeniyle kendisine yaptırım uyguladı.

Cumhurbaşkanlığına talip oldu, 2017 seçimlerinde Hasan Ruhani'ye karşı kaybetti. Başarısızlığı, 2016 yılında ortaya çıkan ve idamlardaki rolünü vurguladığı iddia edilen 28 yıllık bir ses kaydına bağlandı.

Kayıtta, dönemin dini lider yardımcısı Ayetullah Hüseyin Ali Muntazeri cinayetlerden bahsediyordu. Söz konusu kaydı yayınladığı için Muntazeri'nin oğlu önce tutuklandı ardından da hapse atıldı.

İbrahim Reisi'nin 2021 cumhurbaşkanlığı kampanyası zaferle sonuçlandı. Bu bir anlamda, devlet organlarının tümüyle yıllar sonra yeniden dini lider Hamaney'in emri altına girmesi anlamına da geliyor. 

Öte yandan seçimi kazanması, Reisi'nin, 83 yaşındaki Hamaney'in yerine geçme şansını arttırmış gibi görünse de bazı analistler, kötü giden ekonomiyi canlandırmadaki başarısızlığının ve dış politikadaki sıkıntıların Reisi'nin beklentilerine zarar verdiği değerlendirmesinde bulunuyor. 

İran'da Şii din adamları ile hükümet arasında bölünmüş ikili siyasi sisteminde tüm önemli politikalarda son sözü cumhurbaşkanı değil Hamaney'in söylediği bilinen bir gerçek. 

Kriz Grubu'ndan Vaez, Cumhurbaşkanı Reisi'ye atıfla "Kendisi baskıyı yönlendiren kişi değil, sadece bir aracı." diyor.

Ancak Hamaney'le uyumlu katı duruşu, içeride olduğu kadar dışarıdaki politikalara da yön verdi.

Göreve gelmesinden bu yana İran, bozulan nükleer anlaşmayı kurtarmak için müzakerelerde sert tavır takındı.

Uranyum zenginleştirmenin sınırlandırılması karşılığında yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak kozlara sahip olduğunu iddia etti.

Hamaney, pragmatist duruşuyla bilinen Ruhani hükümeti tarafından müzakere edilen 2015 tarihli anlaşmaya ağırlığını koyarak İran'ın ekonomik ve siyasi izolasyonunun geçici olarak kaldırılmasını sağlamıştı. 

Ancak 2018'de dönemin ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın Tahran'a karşı yumuşak olduğunu iddia ederek ABD'yi anlaşmadan çekmiş ve yaptırımları yeniden uygulamaya koymuştu.

Tarih: 19.01.2023 Okunma: 33