İYİ Parti: Çevrede yap-bozcu politikalar son bulacak

YEŞİL GAZETE

twitter sharing button
whatsapp sharing button
linkedin sharing button
messenger sharing button
email sharing button
snapchat sharing button

Röportaj: Hilal KÖYLÜ

*

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin iklim hedeflerini açıkladığında tarihler Haziran 2021’i gösteriyordu. Hükümetin politikalarına bütünüyle zıt düşen açıklamalar yapan Akşener, “İklim değişikliğini durdurmak” hedefini ortaya koyduğu için partisinin hangi politikalarla bu hedefi tutturacağı sadece siyasette değil çevre ve iklim değişikliğiyle mücadele eden sivil toplum örgütlerinde de merak konusu oldu.

Akşener’in “iklim değişikliğini durdurma” hedefli çevre eylem planı; fosil yakıt desteklerini aşamalı olarak kaldırıp yerel yönetimlere enerji planlaması yapmaları için yetki verilmesini, böylelikle dağıtım şirketlerinin maliyetlerinin şişmesinin engellenebileceğini öngörüyor.

Akşener’in atık yönetimi, döngüsel ekonomi ve Yeşil Mutabakat’ın birlikte düşünülmesini istemesi, böylelikle iş dünyasına da mesaj göndermesi gündemden hiç düşmedi. Çünkü Türkiye, ihracatının yarıya yakınını AB ülkeleriyle yapıyor. İYİ Parti liderinin AB’deki döngüsel ekonomi ve Yeşil Mutabakat düzenlemelerine atıfta bulunmasının iş dünyasının da ilgisini çekti.

Akşener’in açıkladığı hedefler içinde en dikkat çekici olanı 2035’te elektrik üretimini, 2050’de ise ülkeyi sıfır karbonlu hale getirmek. 2035’te elektrik üretiminde emisyonları sıfırlamak, bugün lisans başvurusu yapan bütün termik santrallerinin iptal edilmesi, inşa edilenlerin durdurulması anlamına geliyor. Bu da; eski santrallerin hemen kapatılması, kalanların ise aşamalı olarak kapatılmaya başlaması demek.

2050’de sıfır karbon hedefi de, 2035’ten önce ülkenin emisyonlarını en az yarıya indirme gerekliliğini ortaya koyuyor. Bu da 3. köprü, 3. havalimanı, Osmangazi köprüsü, kent içi otoyollar, enerji tüketimi merkezi olan AVM ve rezidansların sonu, ülke içinse sıfır enerjili evler, enerji verimliliği, yayalaştırma, toplu taşıma gibi sistemlerin geri dönüşü anlamını taşıyor.

İyi Parti, Akşener’in kamuoyuna duyurduğu eylem planı üzerindeki çalışmalarını sürdürüyor. Partide Doğa ve Çevre Politikaları Başkanlığı yapan Arzu Önşen bu çalışmaların en yakın takipçisi ve içinde olan isim. Parti yönetiminde yapılan kimi değişikliklerden sonra Doğa ve Çevre Politikaları Başkanlığı’nın, Gençlik Politikaları Başkanlığı altında yeniden yapılandırılması öngörüldü. Bu süreçte Arzu Önşen, partinin Genel İdare Kurulu üyeliği görevini üstlendi.

Arzu Önşen.

Önşen, İyi Parti’nin çevre ve iklim alanında ne yapmak istediği hakkında Yeşil Gazete’nin sorularını cevapladı:

‘Adamına göre çevre politikası olmaz’

Hilal Köylü: Türkiye’nin çevre ve iklim alanındaki doğrusu, yanlışı nedir?

Arzu Önşen: Türkiye’de “yap-bozcu” politikaların uygulanması iklim ve çevre alanında da büyük yanlışların ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu yanlıştan kurtulmanın de tek yolu var. Doğa ve çevre politikaları siyaset üstü olmalı. Şahıslara, şirketlere, “adamına göre” politikalar belirlenip de olmazlar oldurulmaya çalışılmaz.

Paris İklim Anlaşması’nı incelediğinizde sürdürülebilir kalkınma için temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının önerildiğini görüyoruz. Yani anlaşma; güneş, rüzgar, biyokütle, jeotermal, dalga enerjisi gibi ülkelerin coğrafi yapısına uygun tercihlerin hayata geçirilmesini söylüyor. Biz ne yapıyoruz? Artvin başta olmak üzere Karadeniz’de gördüğümüz her suyun üzerine HES’ler kuruyoruz. Bunu yaparken vatandaşın ihtiyaçlarını, bölgenin faunasının, endemik türlerin korunmasını dikkate almıyoruz. Suyun yok almasına neden oluyoruz. Eleştirdiğimizde “Bu yenilenebilir enerji türlerinden biri” cevabını alıyoruz. Benmerkezci zihniyetle uğraşmanın en zor tarafı da burada başlıyor.

Solar enerji sistemlerine bakalım. Tarımdan para kazanamayan üreticiler oldukça verimli tarlalarına solar enerji panelleri kuruyor. Devlet sürdürülebilir gıda güvenliğini dikkate ülkenin gıda güvenliği sorunu oluşmaya başlıyor.

Yüzlerce örnek verebiliriz. Altın madenciliğinde herkes siyanürü konuşuyor. Çok önemli ama daha önemlisi altın madenlerinin günlük kullandığı su miktarı. Yeraltı su kaynaklarının vahşice kullanıldığına dikkat çekmek istiyorum.

Çevre politikalarında gerçekçi de olmak gerekiyor. Kontrol ve denetim sistemlerinin uygulanması, ceza sistemlerinin işletilmesi ve hukuki olarak yeni kanunların hazırlanması da gerekiyor.

‘Çevre, İklim Değişikliği ve Su Bakanlığı kuracağız’

İktidara geldiğinizde ilk 100 günde hangi politikaları hayata geçireceksiniz?

Önce bir hasar tespit çalışması yapacağız. Çevre ve iklim alanındaki tüm “yap-bozcu” politikalara son verip, bu alandaki devlet ciddiyetini ortaya koyacağız.

Altın madenciliğinden atık yönetimine, su kaynaklarımızdan endemik değerlerimize kadar ismi oldukça havalı ama içi boş olan, herhangi bir bilimselliğe dayanmayan yapılanmaların benim tabirimle üstü kapalı rant araçlarını yeniden düzenlememiz gerekiyor.

Örneğin, Çevre Ajansı ne iş yapar? Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bürokratlarının görevlendirildiği de değerlendirilirse bakanlığın yapamadığı hangi işi yapmak için kurulmuştur? İncelediğinizde göreceksiniz ki; “Sıfır Atık Projesi” kapsamında bu kurumun kurulması bile milyonlarca liranın şirketlere akmasına zemin hazırlamıştır.

Anlamakta zorlandığım bir başka konu; Çevre, Şehircilik Bakanlığı’nın ismine -İklim Değişikliği-nin eklenmesi olmuştur. Kavramsal olarak -çevre ve iklim değişikliği- ile ortaya konan mücadeleyi, -şehircilik- kısmının denetlemesi gerekiyor. Hem uygulayıcı hem denetleyici olunca sonuçları görüyoruz. Marmara’da müsilaj kovalarla temizlenmeye çalışılıyor. Yanan ormanlarımızın yerine nur topu gibi tesislerimiz oluyor. Trabzon’da Uzun Göl’ün adı kalıyor. Bu da yetmiyor -turistler sevdi- diye ormanlar kesilip yapay uzun göller türüyor. Tüm dünya su güvenliğini konuşurken bizler olanı da yok etmeye devam ediyoruz.

İktidarımızda bakanlığın yeniden yapılanması kaçınılmaz oluyor. Çevre, İklim Değişikliği ve Su Bakanlığı olarak.

Paris İklim Anlaşması’nı hayata geçireceğimiz siyasi parti tüzüğümüzde yer alıyor. Bu taahhüde siyasi parti tüzüğünde yer veren tek partiyiz. 2035 için sıfır emisyonlu elektrik üretimi, 2050 için de net sıfır emisyon hedefi koyduğumuzu açıkladık.

Deprem riski olan ülkede nükleer santral olmaz’

Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşasına devam edecek misiniz?

Nükleer enerji santrallerinin atıklarını dikkate alınca pek de temiz enerji olmuyor aslında. Dünya bu enerji sistemini yıllarca kullandı ve sonuçlarını gördü. Dünya tarihinde yaşanan altı büyük kazaya dikkatimizi verirsek deprem riski olan ülkelerde neden nükleer santral olmaz anlıyoruz.

Orman yangınlarıyla nasıl mücadele edeceksiniz?

Yaşadığımız iklim krizi ve sıcaklık artışlarının orman yangınlarını tetiklediği gerçeğinden hareketle önleyici tedbirlere ağırlık verilmesi konusunda çalışıyoruz. 101 kritik gün olarak belirlediğimiz tarihler arasında yangınlarda artış olduğu gerçeği dikkatte alınarak bu dönemlerde emniyet tedbirlerinin arttırılması gerektiğini belirtiyoruz. Vatandaşların yangınlar konusunda bilinçlendirilmesi, var olan genelgelerde yazdığı gibi (uygulanmıyor maalesef) belirli aralıklarla eğitim verilmesi konusunda çalışmalar yapıyoruz.

Ormanlık alanlarda doğal barikatların oluşturulması konusunda orman mühendisleriyle var olan ekosisteme uygun alanların nasıl oluşturulabileceği konusunda bilimsel çalışmalar yapıyoruz. Bunların yanı sıra uçak ve helikopter filolarının artırılması başta olmak üzere yangın söndürme yollarını söylemeye bile gerek görmüyorum. Onlar olmazsa olmaz zaten.

‘Gerçekçi ÇED raporlarına ihtiyaç var’

Ormanların ve tarım alanlarının madenlere açılmasını nasıl engelleyeceksiniz?

Tüm ülkenin yüzde 42’sine maden ruhsatı verildi. Bunun adı talandır. Madencilik teamüllerinde yerin altında olan yerin üstünde olandan daha değerli ise çıkarmaya değerdir. Bizim ülkemizde maalesef bu teamül işlemiyor. Ormanları, tarım alanlarını, su kaynaklarını, yok etmek pahasına “kopyala-yapıştır” sistemiyle alınan ÇED raporlarıyla her yer ruhsatlandırılıyor. Düşünebiliyor musunuz, Tunceli’de Munzur dağlarının neredeyse tamamına altın madeni aramak için ruhsat verildi.

Tabii ki madenciliğe karşı değiliz. Ülkemizin kalkınması için madenlere de ihtiyaç var. Madenciliğin uluslararası standartlarda ve gerçekçi ÇED raporları dikkate alınarak yapılması gerektiğini savunuyoruz.

Zorunlu “Hayvan Sahiplik Belgesi”

Yasaklı ırk olarak tarif edilen hayvanların rehabilite edilip yeniden sahiplendirilmesi, hayvan cinayetlerinde ya da kötü muamele durumlarında cezaların ağırlaştırılması, barınaklarda gönüllüler ve sivil toplumla birlikte çalışılması gibi mevcut yasayı reforme edecek bir planınız var mı?

Bugün insan haklarının dahi tartışılır olduğu ülkemizde hayvanların, bitkilerin haklarını korumaya çalışmak, bazılarına oldukça yabancı bir konu olabilir. Ancak kanun koyucunun görevi, sadece insanı bugünkü tehlikelerden korumak değil, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya da bırakmaktır. Bu anlamda, hayvanlar dünyanın vazgeçilmez zenginliklerindendir. Doğanın bir bütün olarak yaşaması, ekolojik dengenin korunması, insanlar kadar bu dünyayı birlikte paylaştığımız diğer canlıların da temel hakkıdır.

İYİ Parti olarak 5199 sayılı kanunun isminden başlamak üzere yani Hayvan Koruma Kanunu değil Hayvan Hakları Kanunu olarak çok kapsamlı bir kanun tasarısı hazırladık ve bunu -beyaz sayfamız- diye anlattık. Günümüz şartları ve gerçeklerine uygun olarak hazırladığımız bu kanun taslağında “yasaklı ırk” kavramını “ruhsata tabii ırklar” olarak tanımladık. Yani bu fiziksel gücü istismara açık köpek ırklarına bakmaya talip olan kişilerin profilini ve yapılması gerekenleri de net olarak tanımladık. Irklarından ötürü köpeklerin ölüme mahkum edilmesini yaşam hakkına saygısızlık ve saldırı olarak kabul ediyoruz.

Irkları ayırmaksızın hayvan sahibi olan herkesin “Hayvan Sahiplik Belgesi” alması gerektiğini ve bakımından sorumlu oldukları hayvanları üzerlerine kayıt ettirmesini de söylüyoruz.  Bu sistemin evcil hayvanların terk edilmesini zorlaştıracağını da biliyoruz.

Çöp ithalatını sürdürecek misiniz? 

Hayır sürdürmeyeceğiz. Çöpün bir değer olduğunu vatandaşımıza doğru anlatarak ve uygun kanunların çıkmasını sağlayarak çöp ithalatına son vereceğiz. Kaynağında, yani evlerimizde atığın doğru depolanmasını sağlayacağız. Avrupa’nın çöpünün peşine düşeceğimize, 85 milyonun çöpünü dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Kanal İstanbul ile ilgili partinizin tavrı nedir?

Kanal İstanbul’un başından beri karşısındayız. Yaptırmayacağız. 16 milyon nüfusu olan İstanbul’un 20 milyona çıkması gerektiğini savunanları anlamadığımız gibi deprem riskini hiçe sayan, bilimi hiçe sayan bu ısrarı da anlamıyoruz.

facebook sharing button
Tarih: 19.09.2022 Okunma: 71