Kara çalınan bir ormanın mücadelesi: İkizköy’ün nöbeti

YEŞİL GAZETE

facebook sharing button
twitter sharing button
whatsapp sharing button
linkedin sharing button
messenger sharing button
email sharing button
snapchat sharing button

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de Yeniköy ve Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.’nin (YK Enerji) iki termik santrale kömür sağlamak için genişletmek istediği kömür madeni sahasına karşı, yurttaşlar Akbelen Ormanı’nda tam bir yıldır nöbette.

İkizköy sakinleri ve bölgeye YK Enerji gelmeden önce İkizköy’ün bir mahallesi olan Işıkdere’deki evleri yıkılan vatandaşlar, İkizköy Çevre Komitesi üyeleri bir yıldır madene karşı nöbet tutuyorlar. Akbelen Ormanı’nın nöbetçileri, Yeşil Gazete’ye mücadelelerini olay yerinde anlattı:

Peki İkizköy’ün mücadelesi nasıl buralara evrildi?

Soruyu, İkizköy’deki mücadeleyi takip edenlerin yakından tanıyacağı bir isme, Çevre Mühendisi Deniz Gümüşel’e, sorduk.

Deniz’in hikayesi

Öncelikle tanımayanlar için, Deniz Gümüşel kimdir?

1999’da ODTܒden mezun oldum. O günden bugüne kadar da hep kar amacı gütmeyen çevre politikalarına destekte bulunan kuruluşlarda bulundum. Son on yıllık dönemde de iklim değişikliği politikaları ve enerji arzının ekolojik etkileri, bunun çevre politikalarına yansımaları üzerine uluslararası kuruluşlarda yer aldım.

2017 ile 2019 arasında da Avrupa İklim Eylem Ağı’nın ‘Kömürün Gerçek Bedeli: Muğla’ adlı çalışmasında araştırmacı ve yazar olarak yer aldım. Bu sırada Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin geçtiğimiz kırk sene içerisinde nasıl bir ekolojik yıkıma yol açtığının hava kirliliği alanında özgün modelleme çalışmaları, su ve toprak kirliliği ya da habitatların yok olması gibi alanlarda derinlemesine literatür çalışmasıyla bir resim çıkarmaya çalıştık.

Deniz Gümüşel, Akbelen Ormanı’ndaki nöbet alanını ziyarete gelen İklim Adaleti Kervanı yolcularına mücadelelerini anlatıyor; İkizköy’deki maden tehdidinin bulunduğu sahayı gösteriyor. – Fotoğraf: Cansu Acar

Bu üç termik santral ve onlara yakıt sağlayan maden sahaları 1979’da madenlerle başlıyor, 1982’de Yatağan 1986’da Yeniköy, 1994’te Kemerköy vs. Bu santraller aslında işletme ömürlerini tamamlamış olmalarına rağmen ve zaten işletme ömürleri boyunca da çevresel yıkıma yol açarak çalışmış santraller. 2014’te de özelleştirildiklerinde hükümet, bu özel şirketlere en az 25 yıl daha bu santralleri çalıştırma hakkı teslim ediyor.

İkizköy’ün doğuşu

İkizköy’le Deniz Gümüşel’in yolu nasıl kesişti?

Bölgede Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) başta olmak üzere çevre ve doğa koruma alanında ekoloji mücadelesi yürüten örgütlerle, özelikle kömürlü termik santral bölgede yaşayan ve göç etmek zorunda kalmış halkla buluştuk. Küresel iktisadın bu tür enerji yatırımlarında ‘dışsallıklar’ olarak söylediği şeyin aslında toplumun sırtına yükleyen bedeller olduğunu gösteren bir rapordu. Raporun yazılmasıyla birlikte paralel süreçte belki uzunca yıllardan sonra ilk defa Yatağan’da kömür madenin yuttuğu bu yerde bir köy hareketi doğmaya başlamıştı.

Akbelen Ormanı’nda nöbet tutan köpekler… – Fotoğraf: Cansu Acar

Ben de Milas’lıyım. Ailem son 25 yıldır Milas’ta yaşıyordu. 2019’da memleketimde böyle yurttaş inisiyatifinin başladığını görünce ve bütün o süreçte biriktirdiğim verileri paylaşmak amacıyla MUÇEP’le bu köydeki çalışmalara katıldım. Bir yandan Yatağan, Turgut’ta böyle br hareket yükselirken Temmuz 2019’da aynı sorunun Milas’ta İkizköy’de olduğunu öğrendik.

Maden kapıyı çalınca: Mülksüzleştirme, zorunlu göç ve yıkılan evler

Bir maden köyü nasıl etkiler?

Bir maden köyünüze geldiğinde bir mülksüzleştirme, zorunlu göç söz konusu. Köyün tamamını alıyor, evinizi yıkıyor, arazilerinizi ele geçiriyor. Sizi topraksız, işsiz, mesleksiz, geçim kaynaksız bırakıyor. Ya madende, termik santralde çalışmaya başlıyorsunuz ya da çoğunlukla aileler dağılıyor; ilçe merkezlerine geçmek zorunda kalıyor insanlar. Kendi evleri varken gidiyorlar kentin çeperlerinde kiralık evlerde oturmak zorunda kalıyorlar.

Köylerde nüfusun zaten önemli bir kısmı, yaşlı nüfus. Bu insanlar yetmiş yaşından sonra başka bir yere taşınıyor. Çok kötü hikayeler duyduk, deneyimlere tanık olduk.

İkizköy’ün mahallelerinden Işıkdere. Eskiden evlerin bulunduğu alan, şimdi YK Enerji’nin maden sahası. – Fotoğraf: Cansu Acar

Ama İkizköylüler de Temmuz 2019’da artık bu deneyimlerden yola çıkarak artık geri kalan mahallerimizi kömüre vermeyeceğiz diyordu. Onlardaki bu inanç, bu direnme iradesi bizi de çok heyecanlandırdı ve ortak olarak bir İkizköy Çevre Komitesi kurduk. İşte Deniz masa başı raporlar yazan, toplantılara katılan, araştırmalar yapan bir çevre mühendisinden alanda bir ekoloji aktivistine böyle dönüştü.

Bir garip terazi: Kamu yararı

İkinci bilirkişi raporunda iki bilirkişi ‘madenin geri dönülmez zararları olacak ama gerekli’ yönünde değerlendirmede bulunmuştu, şirket de enerji arzı’ vurguları yapıyor. Burada öne sürülen kamu yararı terazisine ilişkin ne söylersin?

Enerji şuanki piyasa içinde maalesef bir kamu hizmeti olarak sunulmuyor. Bütün bu enerji üretim süreçleri, şirketlerin karı önceliklendirilerek planlanıyor. Bu yüzden de elektrik fiyatları çok büyük oranlarda yükseliyor. Halkın çoğu için bu enerji yoksulluğu anlamına geliyor. Temel insani ihtiyaçlarını karşılamak için bile elektrik tüketimi yapamaz hale geliyor insanlar.

Elektriği bu şekilde kafamıza göre üretip, ya da şirketlerin yararı doğrultusunda üretip satmak bir kamu yararı olarak tanımlanamaz. Bütün yurttaşların temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği, insani yaşam koşullarını karşılayabileceği düzeyde ve fiyatlandırmayla elektriğe ulaşmaları elbette kamu yararı. Kamu yararını elektrik arzında yeniden tanımlamamız gerekiyor:

Sanayide aşırı verimsiz elektrik kullanımı bize kamu yararı olarak sunulmamalı. Ya da tüketim çılgınlığının bir uzantısı olarak hizmet sektöründe aşırı tüketilen elektrik bize kamu yararı olarak sunulmamalı. Akbelen Ormanı’nın, su havzalarının, zeytinliklerin korunmasıdır kamu yararı. Bu haliyle çok adil bir kıyaslama değil.

Fotoğraf: İkizköy Çevre Komitesi

‘Artık Türkiye kömüre muhtaç değil, bunun bilincindeyiz’

Bu kısa bir mücadele değil, bunun farkındayız. Artık Türkiye kömüre muhtaç değil, bunun bilincindeyiz. Sadece kamunun yararının ne olduğuna dair bir netleşmeye ve kamunun, doğanın yararına politikalar üretmeye, uygulamaya geçirmeye ihtiyaç var.

Santralde çalışan arkadaşlarımız bile artık hayatlarında kömürün olmasını istemiyorlar: ‘Biz ekmeğimizi başka bir yerde karşılarız, emek verdiğimiz sürece aç kalmayız; bu toprak hepimizi besler’ diyorlar. Bir çoban ateşi yaktık. Bundan sonraki zorlu süreçte umarız bu çoban ateşi Türkiye’nin diğer yerlerinde de alevlenir.

Tarih: 18.07.2022 Okunma: 160