Sevişmekten çok savaşmayı öğrenen ‘erkeklik’

YEŞİL GAZETE


“Ölüm bile ağladı” demişti şair. İşte yine o noktadayız. Yıl 2022 ve dizi seyreder gibi seyrediyoruz yine ölümleri, kadrajsız… “14’ü çocuk 340 insan öldürüldü” diyor haber spikeri. İnsanları sayıya indirgeyen istatistik bilimi acaba bir bilim mi diye düşünüyorsunuz. Daha anne-baba bile diyememiş, okulun ne olduğunu öğrenememiş, aşkı yaşamamış, silah nedir, ölüm nedir bilmeyen bir çocuk ve o çocuğun ölümünden hiçbir rahatsızlık duymayan işgalci, savaşan erkekler…

Kendi çocuklarının başını okşayıp en ufak bir acısıyla yüreği sızlayan bir baba, başka bir çocuğun ölümünden hiç rahatsız olmuyor, niye öldürdüğünü bile bilmeden. Savaşsız bir ortamda tanımadığı bir çocuğu bile kurtarmak için canını feda etmeye hazırken; dinsel, örgütsel ya da siyasal körlüğün sonucu  koşulsuz itaatle, tek bir diktatörün sözüyle ölüm makinesine dönüşebiliyor.

‘Erkek adam’ nasıl olunur?

İlk oyuncağı bir silah, sokak oyunu savaşmak olan erkek çocuğu, bir gün eline gerçek silah aldığında öldürmenin bir çocukluk oyunu kadar masum olmadığının ayrımına varamayacak kadar yüceltilmiş bir “erkeklik” büyüsünün etkisindedir. ‘Erkek adam…..’la başlayan her cümle şiddeti içselleştiriyor.


Sevişmeyi, daha doğrusu sevişememeyi porno sitelerinden öğrenen erkek ergenler, sevişmeyi de şiddetin bir parçası gibi yaşıyor. Beynin aynı bölgesine hizmet ediyor olmalı ki, seviş(mezken)irken de, öldürürken de aynı haz duygusu besleniyor..

Hiç bir anne-baba erkek çocuğunu bir gün tecavüzcü olsun, karısını, sevgilisini, kız arkadaşını  öldürsün  ya da bir başka ülkeyi işgal edip çocukları bile öldürsün diye büyütmez tabii ki…Ama anne ya da babanın sevgi adına ağzından dökülen ve onun ‘erkekliği’ni yücelten, kışkırtan her cümle, her davranış, her rol modeliyle biçimler çocuğunu. Çocuğunu “erkekliğe” geçsin diye elinden tutup geneleve götüren babaların, o çocuğa yaşattıkları ilk seks deneyimi beyin nöronlarına kaydedilir. Eline gerçek silah verip ateş etmesini öğreten ya da ava götürüp bir canlıyı öldürmeyi doğallaştıran babaların, abilerin sayıları o kadar çok ki. Ve o çocuklardan biri bir gün ‘diktatör’ oluyor.

Anne ve babasının, karşısında birbirlerine  hiçbir sevgi sözcüğü sarf etmediği, öpüşmediği, sevişmenin doğal bir şey olduğunu gözlemlemediği bir erkek çocuğunun sevgiyi içselleştirmesi çok zor. Çocukların  bir filmde sevişme sahnesini gördüğünde gözlerini kapaması ya da bakmamaya çalışması bundandır. Aynı çocuk bir savaş sahnesini dört gözle izler oysa ve hiçbir rahatsızlık duymaz. Ailesinin ona aldığı bilgisayar oyunlarının neredeyse yüzde 99’u şiddet içeriklidir. Porno ve şiddet içerikli bilgisayar oyunu üretenlerle, silah tüccarları arasında hiç bir fark yoktur aslında.


İnternetin geleceği olarak görülen Metaverse bu konuya bir de sanal destekte bulundu. Facebook’un metaverse sanal evren girişimi Meta’nın test kullanıcılarından olan bir kadına, bir çok erkek tarafından  toplu tecavüz girişiminde bulunuldu! Evet yanlış okumadınız “sanal tecavüz”! Üstelik ortamdan uzaklaşmak isteyen kadına ‘hoşlanmamışsın gibi yapma’ diye bağıran erkekler ne yazık ki sanal değildi…

Öldürmek istemeyen bir askeri “korkak”, “kız gibi” tanımlamalarına hapseden “erkeklik” kavramıdır şiddeti olağanlaştıran. Erkeklik kabusunun en büyüğüdür “kız gibi” olmak, yani öldüren değil yaşatan olmak…

Bu şiddet ne zaman biter diye sorarsanız: Bir erkeğe etek giydirmenin aşağılayıcı değil onurlandırıcı bir davranış olarak nitelendirildiğinde…..

*

Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlarda ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”  (Hannah Arendt) 


Tarih: 07.03.2022 Okunma: 264