Kimyasal kirlilik, insanlık için güvenli sınırı geçti

YEŞİL GAZETE


Bilim insanları gezegeni saran kimyasal kirliliğin, küresel ekosistemlerin istikrarını tehdit eder hale geldiği uyarısında bulundu. Kimyasal kirlilik, tüm yaşamı destekleyen biyolojik ve fiziksel süreçlere zarar vererek Dünya’nın ekolojik sistemlerini tehdit ediyor. Örneğin pestisitler, tüm ekosistemler ve dolayısıyla temiz hava, su ve gıda sağlanması için temel olan hedef olmayan birçok böceği yok ediyor.

Beş alanda sınır aşıldı

Bilim insanları çevre ve iklim krizi yaşayan dünyada dokuz alanda beşinde ‘güvenli sınırların’ aşıldığını söylüyor: Küresel ısınma, vahşi yaşam alanlarının yok edilmesi, biyoçeşitlilik kaybı, aşırı azot ve fosfor kirliliği…

Kimyasal kirlilik ve plastik atıklarla ilgili olarak uzun süredir  Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘ne benzer bir küresel bilimsel kuruluşun kurulması da dahil olmak üzere, uluslararası eylem için artan çağrılar yapılıyor. 

Environmental Science&Technology Dergisi‘nde yayımlanan çalışma ekibinden;  Stockholm Direnç Merkezi‘nde (SRC) araştırma görevlisi Patricia Villarrubia-Gómez, “1950’den bu yana kimyasal üretiminde elli kat artış oldu ve bunun 2050 yılına kadar üçkatına çıkması bekleniyor. Toplumların aşırı üretim sonucunda çevreye yeni kimyasallar salma hızı, insanlık için güvenli bir alanın dışında kalmayaya başladı” dedi.

Guardian‘a konuşan SRC’nin baş araştırmacı Dr Sarah Cornell ise, insanları uzun zamandır kimyasal kirliliğin kötü bir şey olduğunu bildiklerine ancak bunun küresel düzeyde düşünülmediğine işaret etti: “Bu çalışma, kimyasal kirliliği, özellikle plastikleri, insanların gezegeni nasıl değiştirdiğinin hikayesine katıyor.”

Bilim insanları ozon tabakasını tahrip eden CFC kimyasalları ve zararlı ultraviyole ışınlarından korunması gibi bazı tehditlerin daha büyük ölçüde ele alındığını söyledi.

Kimyasal kirliğinin gezegen sınırlarını aşıp aşmadığını belirmek karmaşık bir konu, çünkü iklim kriziyle ilgili temel alınacak, atmosferdeki sanayi öncesi CO2 seviyesinin aksine, bu konuda insan öncesi bir temel bulunmuyor. Ayrıca kullanım için kayıtlı çok sayıda kimyasal bileşik bulunuyor- yaklaşık 350.000 – ve bunların yalnızca küçük bir kısmı güvenlik açısından değerlendirilmiş durumda.

Bu nedenle araştırma, durumu değerlendirmek için bir ölçüm kombinasyonu kullandı. Bunlar arasında, hızla artan kimyasalların üretim oranı ve bunların yetkililerce etkileri izleme veya araştırma yeteneğinden çok daha hızlı gerçekleşen çevreye salınması da yer aldı.

Bazı kimyasalların fosil yakıtların çıkarılmasından çevreye sızmasına kadar bilinen olumsuz etkileri de değerlendirmenin bir parçası olarak ele alındı. Bilim insanları, veriler bir çok alanda sınırlı olsa da kanıtların ağırlığının gezegen sınırının ihlaline işaret ettiğini söyledi.

Öneriler

Ekibin bir parçası olan Göteborg Üniversitesi’nden Prof. Bethanie Carney Almroth, “Yolun her adımında işlerin yanlış yöne işaret ettiğine dair kanıtlar var” dedi: “Örneğin, toplam plastik kütlesi artık tüm yaşayan memelilerin toplam kütlesini aşıyor. Bu bana göre bir sınırı geçtiğimizin oldukça açık bir göstergesi. Başımız belada ama bazılarını tersine çevirmek için yapabileceğimiz şeyler var.”

Villarrubia-Gómez ise döngüsel ekonomiye geçişin önemine vurgu yaptı: “Bu, malzeme ve ürünleri boşa harcamadan yeniden kullanılabilecek şekilde değiştirmek anlamına geliyor.”

Araştırmacılar, daha güçlü düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ve gelecekte kimyasal üretim ve atık konusunda sabit bir üst sınır bulunduğunu aynı şekilde karbon hedeflerinin sera gazı emisyonlarını sona erdirmeyi amaçladığını hatırlattı.

Araştırmanın parçası olmayan St Andrews Üniversitesi‘nden Prof Sir Ian Boyd ortamdaki kimyasal yükün artmasının yaygın ve sinsi bir durum olduğunu vurguladı: Boyd, “Bireysel kimyasalların toksik etkilerini tespit etmek zor olsa bile bu, toplam etkinin muhtemelen önemsiz olacağı anlamına gelmez. Yönetmelikler, bu etkileri tespit etmek veya anlamak için tasarlanmadı. Sonuç olarak neler olup bittiğine nispeten körüz. Etkiler konusunda bilimsel kesinlik düzeyinin düşük olduğu böylesi bir durumda  yeni kimyasallara ve çevreye salınan miktara karşı çok daha ihtiyatlı bir yaklaşıma ihtiyaç var” değerlendirmesi yaptı.

Tarih: 21.01.2022 Okunma: 121