İzmir Çevre Gönüllüleri Platformu (İZÇEP): SU TÜKENİYOR ve KİRLENİYOR

GENEL HABERLER

GENEL HABERLER


İzmir Çevre Gönüllüleri Platformu (İZÇEP) Sözcüsü Merih YÜCEL, 22 MART SU GÜNÜ dolayısıyla bir Basın Açıklaması yaptı.

YÜCEL’in açıklaması şöyle:

      Su, yeryüzündeki yaşamı sağlayan doğal varlıklarımızdan biridir. %96’5 deniz ve okyanuslarda tuzlu su olarak, %3.5’u da karalarda tatlı su olarak bulunmakla birlikte, karadaki suların (buzullar, yeraltı ve yerüstü) % 1,76’sı tatlı su olarak kullanılmaya uygundur.  Küresel İklim Değişimi sebebiyle, buzullardaki depolanmış tatlı su, hızla eriyerek denizlere karışmaktadır.

 

   1992 Rio Konferansında, dünyada kullanılabilir su varlığının azaldığı vurgulanarak, 22 Mart Dünya Su Günü olarak kabul edilmiş ve bu farkındalığın önemi vurgulanmıştır. Su Günü’nün bu yıl farkındalığı: Suyun Değeri olarak belirlenmiştir.

 

 Yaşam ögelerinden biri olan su, oksijen ve hidrojen atomlarından oluşmuş basit bileşik bir maddedir. Oksijene bağlanan hidrojen bağlarının özelliklerinden dolayı, diğer hidrojenli maddelere göre çok farklı ve çok ayrıcalıklı özellikler taşımaktadır.

  

   Dünyadaki yaşam döngüsüne uyumlu üç halini birlikte gördüğümüz tek maddedir. Donduğu zaman, diğer pek çok sıvı maddenin aksine hacmi artar. Altıgen, içi boş prizmalar şeklinde kristal yapıda donar ve hafifler. Eğer diğer sıvılar gibi, hacmi küçülüp, ağırlaşsaydı, denizlerimizin, göllerimizin ve ırmaklarımız buzlarla kaplanır ve donmuş sularda yaşam sona ererdi. Suyun çevrimi ve yaşam olmazdı.

 

   Su, ısınan deniz, göl ve ırmaklar ve yeşil bitkilerin terlemesi ile çok kolay gaz haline geçerek, bulutları oluşturup, tekrar yeryüzüne düşer. Bu mükemmel döngü, sucul ve karasal yaşamı sağlar.

 

    Sıvı haldeki su, kolayca bulunduğu kabın şeklini alır. Tüm organizmaların yaşam varlığıdır. Bütün biyokimyasal olaylar su içinde gerçekleşir. Tüm canlıların yarıdan fazlası, insan vücudunun ise %60, %70’i sudur.  Polar bileşik bir madde olup, eritici özelliğiyle pek çok maddeyi içinde eritip, hücrelere taşınmasını sağlar. Çekim (adezyon) ve yapışma (kohezyon) özelliklerinden ve havanın da emme gücünden dolayı, ağaçlardaki su 100 metreye kadar yükselir ve en uçtaki yapraklara kadar taşınabilir.

 

   Bulutlardaki sular aniden boşalarak, sel olup, denizlere karışmaktadır. Mevcut kullanılabilir su, hızla artan insan nüfusuna az gelmektedir. Bunu en çok yaşayan gelişmekte olan ülkeler olup, yaklaşık bir milyar kişi temiz suya erişimde zorluk çekmektedir. Yanlış politikaların ve küresel iklim krizinin yarattığı su kaybı, ekosistemleri, tarımı ve insan sağlığını olumsuz etkilemektedir.

 

Yeraltı, yerüstü sularımız, vahşi madencilik ve sanayi faaliyetleri ile denetimsiz tüketilip, kirletiliyor. Su fakiri ülkeler arasındayız. Türkiye’de, kişi başına düşen tatlı su, yılda 1500 metre küp. Nüfusumuz giderek artıyor. 2030 yılında nüfusumuz 100 milyon olunca, kişi başına yılda, 1000 metre küp su düşecektir.

    Efemçukuru köyünde, İzmir’e 20 km uzaklıkta, 700 metre yukarıda, 2011’den beri çalışan altın madeni, yöredeki suyu kullanıyor ve işletmeciliğinde çeşitli kimyasallar kullanarak İzmir’in su havzasını kirletiyor. Tahtalı Barajı’na çok yakın olan bu zehir saçan maden yüzünden, bölgede planlanmış Çamlı Barajı’nın yapımına izin verilmiyor. Bu durumu ne İzmir ne de İzmirli biliyor.

    Son 70 yıldır, sulak alanlarımız kuruyor. Göllerimizi besleyen ırmakların, derelerin suları, enerji eldesi, tarımda sulama gibi nedeniyle doğanın elinden alınıp, yatakları değiştirilip, satılıyor. Meralarımız, ormanlarımız, sulak alanlarımız, hazine arazileri artık doğaya ait değil. Göllerimiz kuruyor birer birer. Korkarım, temel gereksinim için bile, ona sahip olanlardan damacana ile satın almak zorunda kalacağız.

 

   Ülkemizde en çok su tüketimi tarımda salma sulama ve sanayide olmaktadır. Bu vahşi tüketimin önlenmesi ancak hükümetlerin yaptırımlarıyla mümkündür. Su her canlının yaşam hakkıdır. Bir an önce havzalarımızın doğru planlama ile iyi yönetilmesi, damlama sulama ve atık su arıtılıp, tarımda kullanılması, yağmur suyu hasadı, Barajların yerine, yeraltına sarnıçların yapılması, endüstriyel tarım yapılan yeraltı sularına su saati takılması zorunlu hale getirilmeli, susuz tarım ürünleri yetiştiriciliği teşvik edilmeli, sanayide enerji kayıpları önlenmelidir.  

 

   Enerji tasarrufu, su tasarrufudur.

 

   Türkiye su fakiri bir ülke olup, nüfusumuz arttıkça kişi başına düşen su tüketimi azalmaktadır. Vahşi tüketimi nedeniyle, sulak alanlarımız, göllerimiz kurumakta, yerüstü ve yeraltı sularımız satılmakta, azalmaktadır.

    Güneş, hava, toprak ve su, yaşamın devamlılığını sağlayan doğal varlıklarımız. Biri olmazsa, diğerlerinin olmasının hiçbir değeri yoktur. Güneşe dokunamayız. O kozmik bir öge. Bilim insanlarına göre, daha birkaç milyar yıllık ömrü varmış. Ama diğerlerini bedava kaynak olarak görürsek, devamlılıkları yanılgısına düşersek, bir gün tüketiriz ve açlıkla, hastalıkla, yaşamın son bulmasıyla çok büyük bedeller öderiz.

   Su her canlının yaşam hakkıdır. Suya erişimleri engellenemez. Su kirletilemez; özelleştirilemez. Satılamaz.  Dereler borulara hapsedilip tutuklanamaz. Onu korumanın bireysel önemi ne kadar gerçekleşse de asıl büyük önemi ancak hükümet politikalarıyla olur. Bu politikaların öznesi: “Sürdürülebilir Kalkınma” DEĞİL, “Sürdürülebilir Yaşam” olmalıdır. Yaşam, yalnızca insana özgü değildir.

Merih Yücel, İZÇEP (İzmir Çevre Gönüllüleri Platformu) adına

Tarih: 21.03.2021 Okunma: 412