|
MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya Anayasa Değişiklik Teklifi üzerine TBMM Genel kurulunda bir konuşma yaptı.
Atila Kaya'nın konuşmasından bazı önemli başlıklar şöyle;
Türkiye kamuoyu da uzun zamandır, AKP'nin hazırlamış olduğu Anayasa taslağı içinde yer alan 1982 Anayasası'nın geçici 15'inci maddesinin kaldırılması teklifini tartışmaktadır. Bu tartışma öyle bir hâl almıştır ki geçici 15'inci madde tartışmaları, bir bütün olarak Anayasa tartışmalarının da önüne geçmiştir. Bulunduğumuz bu noktada sormamız gereken soru nasıl bu duruma gelindiği ve bu durumu kimlerin amaçlamış olduğudur.
Açıktır ki içinde bulunulan durum, AKP'nin hazırladığı oyunun bir parçasıdır ve geçici 15'inci maddeyle ilgili olmayan bir amaca hizmet etmektedir. O hâlde yapmamız gereken öncelikle bu maddenin kaldırılmasını tartışmak değildir, AKP'nin geçici 15'inci maddeyi tartışmamızı istemesini yahut tartışıyor olmamızı tartışmaktır. Bunun farkına varmak Anayasa paketi içinde neden geçici 15'inci maddenin kaldırılması teklifinin bulunduğunu da açıklar.
Kendi hazırladığı Anayasa paketinin ardında durmanın güçlüğünü bilen AKP, geçici 15'inci maddenin kaldırılması teklifini de buna ekleyerek Anayasa tartışmalarını geçici 15'inci madde tartışmasına indirgemek istemiştir. Bunu yapmakla amaçladığı da içinde geçici 15'inci maddenin kaldırılmasını da barındıran değişiklik paketine karşı çıkanları "12 Eylül savunucusu" olarak yaftalamakla tehdit etmektir. Demek ki bu maddenin pakette bulunmasının esbabı mucibesi gerçekte 12 Eylül cuntasını yargılamak değil, bu cuntaya karşı oluşmuş olan nefreti tahrik etmek suretiyle paketin bütününü kabul ettirebilmektir. Bu amacın gerçekleştirebilmesi doğrultusunda talimatlandırılmış medyanın çabaları da bu maddenin pakette bulunmasının araçsallığının en açık göstergelerinden biridir.
En azından metodolojik bakımdan Anayasa tartışması 12 Eylül tartışmasına dönüşmemeliydi. Ne var ki iktidar eliyle "12 Eylülcü" yaftasının bir tehdit unsuru olarak kullanılmasının denendiği yerde tarafların 12 Eylül karşısındaki konumlarını tartışmak da şart olmuştur.
Huzurunuzda Anayasa değişikliği teklifine bütünüyle karşı olan Milliyetçi Hareket Partisinin bir milletvekili olmanın ötesinde, birçok mensubu gibi 12 Eylül zulmünü şahsen tecrübe etmiş, onun işkence tezgâhlarından geçmiş ve zindanlarında yıllarını vermiş birisi olarak bulunuyorum.
12 Eylül savunucusu olma ithamını başkaca amaçlarına ulaşmak için bir silah olarak kullanmayı deneyenler bu silahla vurulmayı da göze alabilmelidir. Kimin 12 Eylülcü olduğunu anlamak için Anayasa maddelerinden turnusol kâğıdı rolü beklemeye gerek yoktur. Gerçek, bütün çıplaklığıyla ortadadır. 12 Eylül kimin önünü açmışsa 12 Eylülden kim faydalanmışsa 12 Eylülü savunan da odur. Bunu örneklendirelim isterseniz: Anayasa taslağını hazırlayan partinin kurucu kadrosunun birçoğuyla birlikte 12 Eylül öncesinde her birimiz kendi teşkilatlarımızda çalışırken 12 Eylül fırtınasına yakalandık. Ne var ki bizleri zindanlara ya da eski bir deyimle dama tıkan 12 Eylül, onların başlarının üstüne dam kurmuştur. Ülkücüleri ve solcuları işkencehanelere tıkan, darağaçlarına gönderen 12 Eylül, siyaset yapabilmeleri için Tayyip Erdoğan ve onun gibilerin kendilerini mensup hissettikleri örgütlenmelerin de yolunu açmıştır.
Yani, gerçekte varlığını 12 Eylüle borçlu olan örgütlenmelerin içinden çıkanların ve onların uzantılarının, 12 Eylül mağdurlarının hissettiklerini hissetmesi, 12 Eylülü onların gözüyle görmesi mümkün değildir. Başta 12 Eylül olmak üzere askerî darbelere karşı çıkmak adına AKP'nin tavrını savunmak hamakattir, geçmişe saygısızlıktır. 12 Eylül cuntası ülkücü ve devrimci olmak üzere onlarca insanı idam sehpalarına yolladı, binlercesini işkencehanelerde, hapishanelerde zulüm altında inletti.
Bugün AKP, bu insanların kendilerinden, yakınlarından ve onların yolunda olanlardan medet umuyor.
AKP dünün devrimcilerine, bugünün yeni liberallerine uzun zamandır yandaş televizyonlarında programlar yaptırıyor, gazetelerinde yazdırıyor, eski ülkücü de buldu maalesef, konuşturuyor. Peki, neden kendi 12 Eylül mağdurları konuşmuyor? konuşamaz çünkü yok. Bu ülkede 12 Eylülü en son tartışabilecek olanlar iktidar mensuplarıdır, ilk söz söyleyecek olanlar ise bedel ödeyenler olmalıdır. 12 Eylül belki de en çok "Asmayalım da besleyelim mi?" sözüyle hatırlanıyor.
Biz 12 Eylülün astıklarındanız, iktidar ise beslediklerinden. 12 Eylülün beslediklerinin kendilerini demokrasi havarisi olarak öne sürüp de onun astıklarını 12 Eylülcü olarak göstermeye çalışmaları, nezaket sınırı muhafaza edilerek adlandırılabilecek türden bir eylem değildir.
Ömrünün en güzel yıllarını 12 Eylül zindanlarında bırakan birisi olarak, neden böyle bir teklife karşı çıktığımız sorulduğunda da söyleyeceklerimiz şunlardır: Her şeyden önce, dolaylı da olsa varlığını 12 Eylül uygulamalarına borçlu olan AKP'nin elinde acılarımızın istismarına yönelik bir silah olduğu için karşıyız. Kendi önlerine yollar açan cuntanın zulmüne maruz kalanları böyle bir durumda bırakmanın istismarın en bayağı ve en karşı koyulması gereken şekli olduğuna inandığımız için karşısındayız. Yaşadığımız zulmün istismarının da en az onun kadar acı verdiğini bilmezden geldiğiniz için karşısındayız.
AKP, 12 Eylül cuntasının yargılanmasını adaletin gereği olarak görüyor ama bu görüşü Anayasa paketinin geçmesi için bir istismar aracı olarak kullanıyorsa bu, adaleti zulmün aracı hâline getirmek demektir. İktidar partisi, mağdurların duygularını istismar etmekten vazgeçmelidir. Bize işkence edenlerin yargılanmasını hiç kimse bizden daha fazla isteyemez, ne Başbakan ne de bir başkası.
Bununla birlikte, bu durumun başka bir amaca ulaşmak için bir koz olarak kullanılması da ahlaki değildir ve hiç kimse Şark kurnazlığıyla ikbal ummamalıdır.
Geçici 15'inci maddenin Anayasa'daki varlığının utanç verici olduğu konusunda hemen herkes hemfikirdir. Bununla birlikte, söz konusu maddenin kaldırılmasının 12 Eylül darbecilerine yargılanma yolu açmayacağı konusunda önde gelen hukukçuların uyarıları vardır. Anayasa tartışmalarını, bu haliyle geçici 15'inci maddenin varlığı tartışmasına indirgemek sadece AKP'nin amacına hizmet eder ve yeni bir "cambaza bak" oyunu için ona fırsat tanır. Günün birinde beslediklerinin böyle bir tavırla ortaya çıkacakları herhâlde o maddeyi oraya koyanların dahi aklına gelmezdi.
12 Eylülü vicdanlarda mahkûm etmenin ve zihinlerden kazımanın yolu, Anayasa maddeleri arasında yol bulmaya çalışmaktan değil, varlığını ona borçlu olan zihniyetle hesaplaşmaktan geçer. Özellikle bu hususla ilgili şunu belirtmek istiyorum: Bu teklifi getiren yani Anayasa değişiklik teklifini getiren iktidar partisi milletvekillerinin bu konudaki samimiyetlerini göstermesi bakımından aslında en güzel örnek şudur: Bir taraftan 12 Eylül rejimiyle, 12 Eylülün uygulamalarıyla hesaplaşıyor gibi görünürken, diğer taraftan daha yakın bir tarih sayılabilecek bir zaman dilimi içinde milletin iradesine karşı yöneltilmiş, milletin seçtiği iktidarı birtakım gayrimeşru yöntemlerle al aşağı eden 28 Şubat sürecini hiç gündeme getirmemenizi nasıl değerlendirelim?
Daha 27 Nisan e-muhtırasının üzerinden çok az bir zaman geçti. Burada sizlere soruyorum: Dünyanın hangi demokrasi ülkesinde ve demokrat addeden hangi insan kendisine e-muhtıra veren birisiyle ve bu e-muhtırayı bizzat kendisini yazdığını itiraf eden birisiyle Dolmabahçe'de oturup saatlerce belli konular üzerinde bir mutabakata varabilir? Tek başına bu örnekler bile sizin bu Anayasa değişikliği konusundaki samimiyetinizi ortaya koyması bakımından âdeta bir turnusol kâğıdı vazifesini görmektedir.
Sözlerimi bitirirken, İslam tarihinden bir örnek vererek bitirmek istiyorum. İslam tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisi olan ve "Hariciler" denilen bir grubun ortaya çıktığı "Sıffın vakası"yla ilgili Hazreti Ali'nin, hakeme müracaat etti diye ve diğer tarafın küfürle suçlanması üzerine Hazreti Ali'nin verdiği çok güzel bir cevap var: "Hak bir sözle batılı murat etmek." Burada siz, bu Anayasa taslağının içerisine herkesin mutabık kalabileceği, herkesin ittifak edebileceği birtakım maddeler koymak suretiyle kendi murat ettiğiniz hedefi gerçekleştirmek yani hesap vermekten, hesap verme günü geldiği zaman o hesaptan kaçmak için, kendi yargınızı oluşturmak için bu paketi getirdiniz. |